• bugün (94)
  1. bes meselesinde en çok sorulan şu: parayı ben kendim yatırıp yönetemez miyim? tabii ki yönetebilirsin, ama işin içine devlet katkısı girince hesap değişiyor. yatırdığın katkının %25 ila %30'u kadar devlet desteği alıyorsun; bu da ilk yıllarda getirinin önemli kısmını avans olarak cebine koymak gibi. 15-20 yıllık perspektifte bileşik getirinin yanına buzlu bir katkı eklenmiş oluyor.

    ateşten bir tarafı da var: sistemden çıkmak istersen devlet katkısının sadece belli bir kısmını ve belli süreçleri tamamlayınca alabiliyorsun, zamanından önce çıkış ciddi kesinti demek. 'kendi portföyümü yönetirim' diyen adam genelde disiplini ve düzenli katkıyı azıcık zarara sokuyor. özetle iyi çalışıyor ama ancak sabrettiğinde.
  2. benim için temel soru şu: getiriyi enflasyondan ayırdığında elde ne kalıyor? bes'te uzun vadede avantaj sağlayan şey genelde devlet katkısı ve disiplinli birikim alışkanlığı oluyor. ancak fon seçimini kaderine bırakırsan ya da her yıl maliyetlere dikkat etmezsen, getirinin önemli bir kısmı içeride eriyor. 10 yıllık vadede avantajı görürsün ama kısa vadede çıkarsan genelde pişman olursun. kendi tecrübemde en çok işe yaradığı nokta, beni dürtüsel işlemlerden alıkoyması oldu.
  3. beş yıldır düzenli bes ödeyen biri olarak söyleyebilirim ki getirisi tamamen seçtiğin fonlara ve girdiğin döneme bağlı. enflasyonu baz alınca reel getiri bazen sıfıra yakın çıkıyor, yani otomatik pilotta bırakmak her zaman kazandırmıyor.
  4. yıllardır düzenli katkı yapan biri olarak söyleyeyim, son üç yılda enflasyonu ancak yeni yeni geçti ama emeklilik için biriktirilen her kuruş yine de değerliydi. portföyün büyüklüğünden çok devamlılığı getiriyor gibi görünüyor.
  5. üç yıldır ödüyorum, getiri enflasyonun altında kaldı ama devlet katkısı hesabı biraz toparlıyor. fon dağılımını kendim yapınca fark az da olsa hissediliyor.
  6. on yıldır ödüyorum ve devlet katkısı ciddi bir avantaj, ama fon getirisi mevduatı zar zor geçtiği yıllar oldu. bence ana fayda bileşik getiri değil, düzenli kesinti sayesinde parayı harcamama disiplini; yoksa kendi hesabımda o parayı tutsam muhtemelen harcamıştım.

    bu tarz ürünler psikolojiyi de yönetir.
  7. ona bakan ikiye ayrılıyor: 2001-2010 arasında her ay düzenli katılanla mevduatta kalan neredeyse başabaş, şanslı girişlere güvenenle ise vadeli bile daha yüksek getiri yazdı. hesap basit, geri çekilme süresine değil hedef tarihine bakmak lazım.
  8. bes'i on yıl önce 'devlet katkısı bedava para' diye başladım, o gün bugündür düzenli ödüyorum. açık konuşayım, devlet katkısı gerçekten tatlı bir teşvik ama fon getirileri öyle ahım şahım değil; çoğu yıl enflasyonun altında kaldım, bunu da kendime itiraf ediyorum.

    hesabıma baktığımda asıl birikimi benim ödediklerim yapıyor, getirisi ise pastanın ince dilimi. emekliliğine on yıl kaldıysa ve sistemde kalacaksan anlamlı; çıkışı hesaba katmadan 'uçuyor' demek boş laf. benim gibi erken tecrübe edinip soğukkanlı duran için tamam, aceleciysen uzak dur.
  9. sözleşmeyi 2. yılda bozan biri olarak söylüyorum: sabır varsa gideri az mantıklı, yoksa kesintisi canını yakar. benim hatam aydan aya kontrol edip her %2'de iptal düğmesine yapışmakmış, bunu sindirmem iki yılımı aldı.
  10. bireysel emeklilik sistemini kısa vadeli düşünenler için pek bir anlamı yok açıkçası. ilk yıllarda kesilen giriş aidatı ve fon giderleri getiriyi törpülüyor, devlet katkısı cazip görünse de hak ediş süreleri uzun. yani 3-5 yıl girip çıkacaksanız hesapladığınız getiriyi bulmanız zor.

    yine de 10 yılı aşan vadede düzenli ödeme ve makul fon dağılımıyla ciddi bir birikim oluşabiliyor. kendi hesabımda giriş aidatını sıfırlayan bir şirkete geçtikten sonra getiri tablosu düzeldi. mesele sistemin kendisi değil, vade ve maliyet kalemleri; bunları görmezden gelince insan kendini kandırıyor.