warrenbuf
birinci nesil normal5538entry
678başlık
-
finansal okuryazarlık neden zorunlu değil
çünkü okul sisteminin finans temalı derslerdeki refleksi kontrol etmek kısa listeye çekilmiş; 'doğru bir finans hayatı' dayatması hem inanç hem siyasi tartışmaya açılır diye programdan çekiniliyor. ayrıca para konusu defalarca test edilebilir bir şey sayılmıyor, yatırım seçimi serbest olan biri hakkında standart tek başarı ölçütü tanımlayamıyorsun.
son cümlede dürüst olmak gerekirse kendi neslimden de unutulmuyor; bu tür dersler zorunlu olunca kalite çoğu zaman testli çocuklarla kursa takılıyor. yani piyasanın kendisi danışmanlık reklamıyla baştan bu eğitimi yürütüyor ve sistem buna itiraz etmediğinden eksiklik zaten doğal bir sıvı kalıyor. -
finansal okuryazarlık dersinin eksikliği
okullar hâlâ dikdörtgenin alanını enseye kadar anlatıp bileşik getiriyi bir dakika bile anlatmıyor. çocuk enflasyonun biftek fiyatına ne yaptığını görerek büyüyor ama portföyü bu enflasyona karşı nasıl koruyacağını kimse öğretmiyor.
ben de yıllarca tasarruf yapınca cepte kalmayacağını öğrene yanmayla öğrendim. tüketim kültürü çoktan okul ziline bağlanmış, çocuklar faiz ve krediyi reklamdan öğreniyor. müfredata basit bir ders girseydi kaçımız erken kredi kartı borcuna saplanmazdık, düşünülmesi gereken cidden bu. -
temettü hissesi seçmenin kriterleri
en başta verim tuzağına düşmemek gerekiyor; %12-15 temettü vermek bir şirketin bedava para dağıttığı anldıbına değil, piyasanın bir şeyden şüphelendiği anldıbına da geliyor olabilir. sektörün dibine bakmak, temettünün sürdürülebilirliğini ve bilanço gücünü anlamak istiyor insan önce.
yoksa yıllardır temettü veren birkaç isimde yaşadığım dürüstlük sorunu tam da buradan çıktı: kâr varken verilen temettü ve nakit akışı bozulunca aniden kesilen ödeme. tek yıla değil, en uzun temettü serisine bakıyorum artık; ödemeyi sürdürebilecek kadar borç yapısı olan ve kârını nakit yakmayan şirketler ilgimi çekiyor. verim tek başına bir gösterge değil, hikâyenin en gürültülü kısmı sadece. -
çocuğa yatırım hesabı açtırmak
kulağa çok modern ve disiplinli bir hamle gibi geliyor, uygulamada ise evrak, veli izni ve aracı kurum prosedürüyle boğuşuyorsunuz. velayet durumuna göre ek belgeler istenebiliyor, hesap açılışı sanıldığı kadar dakikalar içinde bitmiyor. amaç birikim yapmaksa byf ya da endekse bağlı fonlar gibi ürünlerle uzun vade kurmak daha çok işe yarıyor.
asıl değeri parayı büyütmekten çok süreci çocuğa göstermek: grafiğe bakmak, temettüyü görmek, düştüğünde de satmamayı öğrenmek. dirsek temasındaki bu pratik finansal okuryazarlık dersi, çoğu okul müfredatından daha fazla kalıyor insanda. danışmanlık kısmını on yaşındaki çocuğa yüklemeseniz iyi olur tabii. -
düzenli alım stratejisi işe yarıyor mu
teoride evet, pratikte de fena değil ama sihirli değnek değil. her ay aynı gün aynı tutarla alım yapmak, dalgalanmanın ortasında ortalama maliyeti düzgünleştiriyor ve en büyük düşman olan zamanlama psikozunu devre dışı bırakıyor.
acı tecrübem şu: düzenli alımı piyasa çakılınca 'nasılsa beklerim' diye kesmek, stratejiyi yarı yolda bırakmakla aynı şey. sabırla sürdürüldüğünde avantaj sağlıyor, sürdürülmediğinde ise geriye sadece komisyon makbuzları kalıyor. bence asıl mesele miktar değil, süreklilik. -
yatırım fonu mu doğrudan hisse mi
bu ikilemin cevabı çoğu zaman kişinin mesaisine ve mizacına bağlı. fon tarafında yönetim ücreti ve stopaj gibi görünmez giderler var ama karşılığında şirket takibi, bilanço okuma ve portföy dağıtımı derdi yok. doğrudan hissede her şey senin elinde ama o elin titremeyecek, düşüşte panik satmayacak.
kendi adıma ikisini de kullandığımı söyleyebilirim: çekirdek portföyü fonla kurup kenara çekiliyorum, uydu kısmında bildiğim sektörlerde doğrudan hisse tutuyorum. geçmişte tek hisseye aşırı ağırlık verip endeksin altında kaldığımı hatırlıyorum, o günden sonra dağıtımın kendisi kadar disiplinin de getiriye etki ettiğini öğrendim. -
enflasyonda tasfiye hesabı
portföyü nakde çevirirken nominal kâra bakmak yanıltıcı, enflasyonu düşünce gerçek getiri eksiye dönebiliyor. tasfiye tarihini ve o günkü enflasyonu yan yana yazmak, üç yıl sonra o kararı doğru mu verdim sorusuna dürüst cevap veriyor.
-
taksitli alışverişin gerçek maliyeti
vade farkı sıfır görünen taksitlerde bile enflasyon ortamında peşin fiyat indirimi kaçırıldığı için maliyet gizlice artıyor. ben artık kredi kartı ekstresinde taksitli kalemleri toplayıp faizsiz bir kredi almış gibi düşünüyorum, nakit akışı planı ona göre şekilleniyor.
-
vergi beyannamesi sürecinde neler öğrendim
stopajı ödenmiş kira geliri ile beyana tabi geliri karıştırınca matrah bambaşka çıkıyor; kendi hesabımda iki kez baştan yapmak zorunda kaldım. mali müşavir ücreti ilk bakışta fazla geliyor ama beyanname döneminde kurtardığı zamana kesinlikle değiyor.
-
vergi beyannamesi verirken neler öğrendim
serbest meslek kazancında gider kalemlerini belgelemeyi unutunca vergi bir anda üç katına çıkabiliyor, ilk beyannamede bunu acı tecrübeyle öğrendim. bir de e-devlet son güne bırakılacak yer değil, sistem o gün yavaşlıyor sanki inadına.
-
düzenli alım stratejisi işe yarıyor mu
endeks fonunda her ay aynı gün alım yapmak zamanlamayla uğraşmaktan iyi sonuç verdi benim portföyde, ama düşüş dönemlerinde psikolojik olarak devam edebilmek asıl mesele. maliyeti düşürüyorsun evet, ama mide de lazım biraz.
-
maaşın ne kadarını biriktirmek gerçekçi
maaşın yüzde yirmisini düzenli kenara atabilen zaten azınlıkta, çoğu insan için gerçekçi olan yüzde on bile büyük başarı sayılır. yüzde elli biriktirdim diyenleri dinlerken kira ödemediğini ve ailesiyle yaşadığını not düşmek lazım.
-
freelance çalışanın düzensiz gelirini yönetmesi
düzensiz geliri yönetmenin püf noktası en yüksek aylık geliri baz değil ortalama geliri baz almak, yani iyi ayda kötü ayı biriktirmek. ben de ilk zamanlar bereketli ayda harcamaya kaçıp zayıf ayda taksitlere boğulmuştum, artık sabit gideri en düşük gelire göre ayarlıyorum.
-
borsa istanbul da ilk yıl ne öğretir
ilk yıl bana en çok öğrettiği şey, kazandığımda zeki olduğumu sandığım o yanılgının aslında piyasanın o dönemde iyi olduğunu görmek oldu. sonra düşüşte aynı özgüvenle alım yapınca gerçek öğretmenle tanıştım diyebilirim, en sağlam kazanç stopajı öğrenmek oldu benim için.
-
türkiye de işlem yapmak vs yurtdışı
yurtdışı tarafta komisyon ve vergi kalemlerini önce öğrenmezseniz hevesiniz iki haftada kaçar, bizde de enflasyona karşı reel getiri kovalamak ayrı bir dert. ben iki tarafta da denedim, doğrusu tek bir doğru yok; hangi piyasayı takip edebiliyorsanız orada kalın, yoksa iki tarafı da kaçırıyorsunuz.
-
eurobond ve tahvil öğrenme süreci
önce getiri hesaplarını anlamak gerekiyor derken kirli fiyat, kupon ve vade kavramlarına boğuluyorsunuz, bu iş sabır istiyor. ben de ilk başta sadece kupon faizine bakıp aldım, sonra kur farkının getiriyi nasıl yuttuğunu görünce işin aslında döviz tarafında bittiğini öğrendim.
-
kredi kartı taksitinin gizli maliyeti
taksitli alışverişte faiz yok sanıp sevinmek klasik bir hata, oysa vade farkı çoğu zaman peşin fiyata sessizce gömülüyor. ben de bir dönem her alışverişi böle böle gittim, ay sonu ekstre gelince asıl maliyetin taksitte değil peşin almanın kaçırdığı fırsatta olduğunu anladım.
-
bist 100 endeksinin uzun vadeli getirisi
on yıllık grafiğe bakınca endeksin nominal olarak güzel getirdiği doğru ama enflasyonu düşünce iş değişiyor, o yüzden bu getiriyi tl bazında değil reel bazda okumak lazım. benim portföyümde de endeksin uzun vadede kazandırdığı oldu ama doğru hisseyi tutmayı beceremediğim yıllar da oldu, mesele sadece sabır değil dağılım meselesi.
-
telegram yatırım gruplarındaki danışmanlar
çoğunun derdi kendi kârını üretmek, senin kârını değil; gruba attıkları ekran görüntüleri hep kazanç, zararlar sessizce siliniyor. 'yakında uçacak' diyen adam senin aldığın fiyattan çıkmaya çalışıyor olabilir. ben artık bu gruplara sadece eğlence olarak bakıyorum, yatırım kararını kendi hesabımla vermeye devam ediyorum.
-
portföye yan gelir değil istikrarlı katkı
bir süre ek gelir peşinde koşup portföyü sürekli alıp sattım, sonunda ne kâr ne huzur kaldı. düzenli aylık katkı ise sıkıcı ama uzun vadede işe yarıyor; getirinin büyük kısmı seçimden çok istikrardan geliyor. artık yan gelir hedefini bıraktım, her ay aynı tutarı yatırımcı disiplinle ekliyorum.
-
gram altın mı çeyrek altın mı
uzun vadeli birikim yapacaksan gram daha mantıklı, çünkü makas dar ve bozdururken işçilik kaybı daha az. çeyrekte alım-satım makası ve işçilik maliyeti birikim getirisini ciddi törpülüyor. ben ikisini de tutuyorum ama düzenli alım için gramı tercih ediyorum, çeyreği daha çok hediye ve kısa vadeli alım satım için kullanıyorum.
-
maliyet düşürürken zarar büyütmek
komisyon ve masraf kısmak için ucuz servise, uzun vadeye ya da kalitesiz araca yönelip asıl zararı büyütme durumu. kırk lira kargo tasarrufu için iki hafta bekleyince elindeki pozisyonun fırsatını kaçırdığını fark ediyorsun. gerçek maliyet düşürme, hesap defterinde değil portföyün toplam getirisinde ölçülmeli.
-
kredi kartı taksitinin gizli maliyeti
peşin fiyatına taksit cazip görünüyor ama aynı ürünün peşin fiyatı zaten taksitli fiyata şişirilmiş oluyor çoğu zaman. vadeli alışverişin fırsat maliyetini ve o parayı faizde tutabileceğim günleri hesaba katınca 'bedava taksit' masalı bitiyor. birkaç ay sonra ekstreye bakınca insan kendine gülüyor.
-
acil durum fonu biriktirme çabası
her ay maaş yattığında 'bu sefer kenara atacağım' diye başlayıp ayın on beşinde o parayı geri harcama sanatı. benim fonum genelde üç aylık gideri değil, ancak bir telefon ekranı tamirini karşılıyor. yine de sıfırdan iyidir diyorum, en azından hedef koymuş oldum.
-
temettü hissesi seçerken bakılan kriterler
sadece yüksek verim oranına bakmak yetmiyor, sürdürülebilirlik ve kâr marjı içınştirilemiyor; bedelsiz mi temettü mü karıştırıp her yıl düzenli ödeme yapan şirketleri es geçmek acemi hatası, ben de yaptım.
- daha çok