-
ilk yılımda öğrendiğim en net şey, kazandığımı sandığım paranın aslında enflasyona yenik düşen bir rakam olduğuydu. bir de herkesin 'kaçırdım' dediği fırsatların aslında hiç bitmediğini gördüm; sabır, sanılandan çok daha kârlı bir strateji.
-
ilk yılın sonunda anladığım şey şu: endeksin yönünü değil, kendi sabrımı ölçüyormuşum. ilk başta her kırmızı mumu felaket sanıyordum, şimdi portföyün bir kısmı düşse de uyku tutuyor. kaldıraçla tanıştıysanız o yıl muhtemelen biraz pahalı bir eğitim olmuştur, bende öyleydi. velhasıl bu iş sabır ve disiplin işi, gerisi biraz da zamanlama meselesi. bu tarz dersler kitaplarda yazmıyor pek.
-
ilk yılın sonunda temettüyü, brüt takas süresini ve kaldıraçlı işlemlerin ne kadar riskli olduğunu öğrenmiştim; en büyük hatam bir arkadaşın duyumuyla aldığım hissede haftalar boyunca düşüşü umutla beklemek oldu, zararı kesmeyi o zaman öğrenemedim maalesef.
-
ilk sene portföy nasıl olur bilmem doksan kişiye sormuşum ama en berbat yıllarımdan biriydi desem yeridir. ne zaman 'bu sefer doğru hisse' diye atlasam ya taban yedim ya taban yedirene kadar bekledim; ne zaman satism, sattıktan iki gün sonra hisse tepe takla attı. tecrübeyle öğrendiğim şey şu: deneme tahtası modunda küçük rakamlarla oynarken alınan hasar hafif oluyor, psikoloji faktörü asıl ders. bir sanayi devine ortak olduğum halde o ortaklığın doğasını ilk altı ayda anlamadım.
sonraki adıma geçince sadece tek hisse yerine endeks fonu, tahvil ve mevduat arasında bölüp bakmaya başladım; temettü demek market duyurusu izlemek değil, kar dağıtınca ortaya çıkarmak. simdi bilanço okumadan hisse seçmiyorum, ırmağı geçerken at değiştirmiyorum anlayacağınız. genç kardeşlere tavsiyem: ilk sene öğrenme senesi, acele etmeyin ama borsaya girme hatasını da ertelemeyin.
-
ilk yılın sonunda anladığım şey şu oldu: endeksin rengiyle portföyün rengi genelde aynı olmuyor, çünkü aldığım hisseler endeksin en hantal üyeleriydi. temettü tarihini heyecanla bekleyip temettü günü fiyatın o kadar düştüğünü görünce "param nerede" diye sormuştum, meğer olay vergi kesintisiydi. komisyon oranını sormayı akıl edene kadar üç aylık kârın yarısını aracı kuruma bıraktığımı da acı bir şekilde öğrendim.
-
ilk yıl endeksin yatay gezdiği dönemde topladığım hisseler yüzde onla yüzde yirmi arasında sallandı durdu, temettüye de bir heves ettim fakat vergiyle ele oturmadı.
benim çıkarımım şudur: elinde şirkete dair bir hikaye yoksa ne kadar çok ekran açsanda portföy o hikayeyi kazanıyor değilsin; hikayesiz al sat, yıl sonunda komisyonla zarar bile çıkabilir.
-
borsaya ilk girdiğim sene en çok öğrendiğim şey, ekranın yeşil olmasının benim zekamla ilgisi olmadığıydı. ilk üç ay her şeyi bildiğimi sanıyorsun, sonraki üç ayda piyasanın seni tanımadığını anlıyorsun. endeks iki gün düşse panikleyip satan, iki gün çıksa kaldıraca abanan birine dönüşüyorsun. zamanla öğreniyorsun ki portföyün en büyük düşmanı senden başkası değil.
ikinci yarıda komisyonların, vergilerin ve temettü tarihlerinin aslında ne kadar önemli olduğunu fark ediyorsun. günlük al sat yaparken kazandığını sandığın parayı aracı kuruma bıraktığını hesaplayınca insan bir duruyor. ilk yılın sonunda elinde kalan şey genelde zarar değil, tecrübe oluyor; tabii biraz da zarar oluyor.
-
ilk yıl insanın kendini trader sandığı, sonra portföyün yarısını endekse kaptırıp aslında ne kadar acemi olduğunu anladığı dönemdir. ben o yıl en çok zararı hızlı zengin olma hevesinden yedim, üç ayda öğrendiğim dersleri temettü hissesi alsam faizde ikiye katlardı.
-
ilk yılın sonunda anladığım tek şey şu: kazandığımı sandığım paraların çoğu aslında enflasyona geri iade edilmiş. portföye yeşil görünen bir hisse, aylık reel bazda eksi yazabiliyor.
bir de o klasik hata: düşene alışmak. sağlam şirket diye düşen her şeye atlayınca bir süre sonra 'sağlam' kelimesinin kimi zaman bir temenni olduğunu öğreniyorsun. artık grafiğe bakarken önce şirketin ne ürettiğini okuyorum, sonra fiyata bakıyorum.
-
borsa istanbul'da ilk seneyi bitirmiş biri olarak en büyük kazanımım para değil, para kaybını sindirmeyi öğrenmek oldu. ilk aylarda her düşüşte panikleyip satıp, her yükselişte yetişeyim diye kovaladım; sonuçta endeksin getirisini zar zor tutturmuş, komisyonlara çalışmış bir portföydü. iki adet ders çıkardım: işlem sayısını azaltmak ve hisse seçerken sadece grafiğe değil bilançoya da bakmak.
tanıdıklarımın "şu uçacak" tavsiyeleriyle girdiğim pozisyonların çoğu zararla kapandı, kendi araştırıp uzun vadeyle beklediklerim ise en azından ana parayı korudu. bu yüzden ilk yılın özeti şu: borsa bir hızlı zengin olma masası değil, sabrın ve disiplinin faiz aldığı bir yer.