• bugün (89)
  1. borsa istanbul'da ilk yılımda öğrendiğim en büyük ders, endeksin yeşil olmasının portföyün yeşil olduğu anldıbına gelmediğiydi. ilk aylarda her düşüşte panikle satıp her yükselişte kuyruğa girmek, komisyon ve vergiyle birlikte sermayenin erimesine yetti. sonradan fark ettim ki temettü verimi ve bilanço takibi, günlük grafik izlemekten daha çok işe yarıyor. hâlâ öğreniyorum ama artık kaldıraçtan uzak duruyorum, uyku kalitem arttı diyebilirim.
  2. borsa istanbul'da ilk seneyi bitirdiğimde elimde kalan en net şey şuydu: bilmediğimi düşündüğümden çok daha az şey biliyormuşum. ilk haftalarda herkesin dilinde bir hisse, her ekranda yeşil bir grafik; insan ister istemez kendini yatırımcı sanıyor. sonra ilk ciddi düşüşte panikle satıp aynı hisseyi üç gün sonra daha yüksekten almışlığım var, bunu da itiraf edeyim.

    asıl fayda getiren şey ekran başında geçen saat değil, kendi portföyümün dağılımını ve neden o hisseyi tuttuğumu bir deftere yazmak oldu. birkaç temettü hissesi, biraz endeks fonu derken portföyün ritmi oturdu. hâlâ uzman değilim ama artık atacağım adımı acele etmeden düşünüyorum, bu bile ilk yılın önemli kazancı.
  3. borsa istanbul'da ilk yılımı geride bırakırken öğrendiğim en büyük ders şu oldu: en çok kaybettiren şey bilgisizlik değil, fazla özgüvenmiş. ilk aylarda her düşüşü fırsat sanıp ekleme yaptım, maliyeti aşağı çektiğimi sanırken portföyü şişirdim. sonradan anladım ki ortalamaya düşmek de bir strateji istiyor, panikle değil planla yapılınca anlamlı.

    bir diğer tecrübe de haberle hareket etmemenin değeri. kapa bildirimi düşüp hisse yukarı açtığında koşmak çoğu zaman geç kalmak demek. artık pozisyon açmadan önce kağıdın temelini ve bilanço takvimini kontrol ediyorum, en azından neye ortak olduğumu biliyorum. ilk yılın özeti kısaca: az işlem, çok okuma, ve gereksiz kaldıraçtan uzak durmak.
  4. ilk yılımda öğrendiğim en büyük şey, portföyün yarısını tek hisseye koymamın ne kadar amatörce olduğuydu. ekrandaki yeşil kırmızıya değil, şirketin bilançosuna bakmayı ancak üçüncü çeyrekte fark ettim. kaldıraçla alınan ilk iki haftalık maceranın hesap dökümünü hâlâ açıp okuyorum. endeks düşerken panikle satmanın, pahalı torbadan kağıt toplamaktan daha acı olmadığını da bizzat tecrübe ettim.
  5. ilk yılın en büyük kazancı para değil, ekrandaki kırmızının mide bulantısı yaratmasını zamanla sindirmek oldu. artık portföye günlük bakmıyorum, bu tarz disiplin mevduat faiziyle kıyaslanınca insanın kendini daha az dahi sanmasını sağlıyor.
  6. borsa istanbul'da ilk yılım bana pahalı bir eğitim oldu diyebilirim. endeksin yeşil olduğu gün herkes dahi, kırmızı olduğu gün herkes filozof oluyor. öğrendiğim en net şey; portföyün yarısını tek hisseye koymamak ve temettü verimine bakarken şirketin borcunu da okumak gerektiği. ilk yılın kazancı değil, hayatta kalmayı öğrenmekmiş asıl mesele.
  7. borsa istanbul'da ilk senemde öğrendiğim en net şey, portföyün yarısını tek hisseye koymanın cesaret değil hesapsızlık olduğuydu. endeks yeşilken herkes dahi, kırmızıyken asıl kim olduğun ortaya çıkıyor.
  8. ilk yılımda öğrendiğim en net şey, endeksin yeşil olmasının benim portföyümün yeşil olduğu anldıbına gelmediğiydi. bir de her düşüşte panik satışı yapmanın sadece komisyonu artırdığını acıyla tecrübe ettim.
  9. ilk yıl bütün parayı tek hisseye koyup sonra haftalarca ekrana bakmakla geçti benimki, sonradan sepet yapmanın kıymetini anladım.

    ders oldu da tecrübe parası biraz tuzlu çıktı, şimdi olsa çok daha seçici ve sabırlı davranırdım.
  10. borsa istanbul'daki ilk yılımda öğrendiğim en net şey, grafiğin güzel görünmesinin şirketin iyi olduğu anldıbına gelmediğiydi; bir de ilk yılın sonunda portföyün topldıbına bakınca komisyonların sessiz sessiz ne kadar aldığını gördüm.