• bugün (88)
  1. bu soruya net cevap vermek kolay değil çünkü işin özünde yatırımcının zamanı ve mizacı yatıyor. fon almak, birisine işi devretmek gibi: yönetim ücreti ödersin, hatta bazı fonlarda senede yüzde iki civarı bir kesinti sessizce portföyünden düşülür, ama karşılığında her akşam fiyat panikleriyle uğraşmazsın, dağılmış bir portföye tek tuşla ulaşırsın. doğrudan hissede ise kontrol sende ama kontrol demek sorumluluk demek; bir bilanço dönemini, bir temettü açıklamasını mutlaka takip etmen gerekiyor. bu tarz durumlarda en çok zarar eden grup, araştırmayı seven ama vakit bulamayanlar oluyor.

    benim gözlemim, yeni başlayan biri için ilk etapta fonla piyasayı tanımak daha az yıpratıcı; bir süre sonra hangi sektöre güvendiğini fark edip belirli isimlerde doğrudan pozisyon almak daha bilinçli bir tercih haline geliyor. kişisel deneyimimde hatırı sayılır kaybım hep fonlarımın dışına çıkıp bilmediğim bir şirkete atladığımda oldu. iyi fon kötü hisse demek değil, ama iyi hisse kötü zamanlama demek olabiliyor.

    (bkz: portföy çeşitlendirmesi)
  2. bunu sorduğunda genelde cevap kişinin işi gücü ve takip etmeye ayırabileceği vakitle ilgili oluyor. gün içinde ekran başında olacak vaktin yoksa tek tek hisse toplamak çoğu zaman sadece maliyet ve stres üretiyor; fon alıp geçmek daha akıllıca. ama fonun yönetim ücretini de hafife alma, uzun vadede sessiz bir gider kalemi.

    hisse toplamanın avantajı, neye sahip olduğunu tam bilmen ve temettü takvimini kendin yönetebilmen. dezavantajı, bir iki hisseye haddinden fazla yüklenip portföyü tek şirkete mahkum etmek. ben karmayı seviyorum: çekirdek için fon, üzerine seçilmiş birkaç hisse. burada soru 'hangisi iyi' değil, 'hangisine zaman ve bilgi var' sorusu.