-
iyi ayda fink atıp kötü ayda maaşım ne zaman yatacak diye düşünen bir serbest çalışan olarak, ortalama giderimi aylık gelirin en düşük dilimine göre ayarlıyorum.
yoksa üç ayda bir kuş olup uçuyorum hesabı.
-
iki ayı dolu geçirip üçüncü ay faturaları beklerken eldeki paraya saldırmamak zor; okuduğum şeyleri not alıp aylık sabit bir gelir kalemiymiş gibi bütçelemeye başlamak biraz olsun tutarlılık kazandırdı, vergi ve sgk kısmı hâlâ sürprizli.
-
iki müşteriye çalışan bir finansçı olarak gördüm; ödeme tarihleri örtüşmediğinde nakit akışı bir haftada bozuluyor, bu yüzden fatiha kadar önemli olan şey gelirin büyüklüğünden ziyade düzeni.
(bkz:
{ödemeleri önceden planlamak})
yaptığım en akıllı şey yıllık gelir tax provizyonu ayırıp geri kalanını sabit bir portföy dağılımına koymak oldu.
-
ödeme döviz geldiğinde tl'ye çevirmeden ayrı bir hesapta biriktirmek işe yarıyor. acil fon için üç aylık gideri kenarda tutunca ilk defa rahatladım diyebilirim.
-
serbest calisanin en zor isi, o duzensiz geliri bir maasa benzetmek. ben kendimi sartlandirdim: gelen paranin belirli bir yuzdesini butceye, kalanini tampona, en son artani da yatirima aktariyorum. boylece parayi o ay keyfime gore harcamiyorum ama sikistigim ayda cekinmeden tampondan aliyorum. yoksa her ay sifirdan karar vermek insani yoruyor.
-
paranın bir ay gelip iki ay gecikmesi bütçeyi fena dağıtıyor, bu yüzden gelen her ödemenin belli bir kısmını hiç dokunmadan ayrı hesaba atıyorum.
vergi ve stopaj için kenarda bir tampon tutmayınca ay sonunda şirket sahibinden borç ister gibi hissediyorsun.
-
bir ay üst üste üç iş, diğer ay telefon susuyor; ortalama giderinin üstünde kalan aylarda kenara atmak bu işin tek dayanağı.
gelir geldiğinde 'biraz harca' dürtüsüne kapılma, sabotajların en sessiz olanı.
-
bir işte düzen, iki işte kaos, üç işte bambaşka bir felaket. ilk aylarda aynen böyle gitti: fatura günleri üst üste bindi, kim ne ödedi hatırlamadı, harcama hep aynı cebimden çıkmış gibi hissettim. vergi tarafı kol ve ilişkisiz kalınca aylık nakit akışı da bozuluyor, o bozulma psikolojik olarak da yoruyor insanı.
kendime önce düzen oluşturdum: sabit bir fatura hesabıyle sabit bir harcama hesabı ayrıldı, her ayın sonunda tahsilatları ve bekleyenleri klasörledim. sonra vergi stopajını peşin ayırıp o parayı dokunulmaz saydım; böylece beyanname döneminde faizle uğraşmam gerekti. yaklaşık iki yıl böyle gidince anladım ki düzensizliğin en büyük bedeli paraya değil, kafana yansıyor. şimdi yıllık değil aylık düşünüyorum bilerek. bu hafif bir disiplin ama borç batağına saplanmaktan kesinlikle daha az yorucu.
-
iyi ay geldiğinde harcama kalıbını büyütmeyip kötü ayı fonda bekletmek işin aslı; bende kural şu, gelen paranın üçte biri vergi ve boş ay tamponuna, kalanı rutin gider ve birikime. sabit maaş konforunu kaybedince insan birkaç ay panik yapıyor, ama nakit akışını takvime oturtunca freelance daha esnek bir hesap oluyor.
-
en zoru diğerleri gibi sabit maaş almamak; ayın 2’sinde gelen 15 bin lira ile 27’sinde gelmeyen 8 bin lira arasında bütçe kesimi yapmak zorunda kalıyorsun. ben faiz ve döviz sepetini baz alarak kendi maaş çizgimi çıkardım, proje onaylandığı an parayı ücret kredisine bile beklemeden fark ortalamasına göre üç ürün arasında dağıtıyorum. tek iş yapan ay 3 defa vergi taksidi kaçırdım, muhasebe geri dönüş ödemelerini hiç sevmiyor.