• bugün (85)
  1. bankada paranı %45'ten bağlıyorsun, enflasyon da o arada %60'la koşuyor.

    (bkz: reel getiri)
  2. bankanın ilan ettiği faizle tüik'in açıkladığı enflasyonu yan yana koyunca reel getiri hep arkadan geliyor, mevduatçı farkında olmadan alım gücünü eritiyor.
  3. sonbaharda %58'ten bağladığın bir parayı öbür gün karşı komşun faizi %60'ta duyuyorsun, o gün bir aylık getiri fiilen yarıya inmiş gibi hissediliyor. hâlbuki enflasyon resmi tüik'te bile %60'tayken reel getiriyi fatura sokmalı düzeyinden okuyunca anlıyorsun ki aslında sen doları ucuzundan tutmaya çalışıyor gibisin.
  4. her ay ekstre açıklanıyormuş gibi baktığın o klasik yarış. mevduat %45, enflasyon %60, üstüne puf; reel olarak eksi. biriktirdiğini nakit olarak tutuyorsun ama satın alma gücün yavaş yavaş gidiyor. bu yüzden mevduat güvenli liman, terminal değil; park yeri olarak düşünmek lazım. bütün bütün portföyün mevduatta durması, nakdi enflasyona yem vermek gibi geliyor bana. yine de yaşıma başıma ve stratejime göre kendime sormam gereken şu: ben en az eyi nakit ne kadarımı bu yarış içinde tutmak istiyorum.
  5. birincilik yarışı olduğunu duyan yok çünkü son yıllarda kazanan hep aynı oldu: enflasyon. faiz oranı yüksek görünüyor ama vade sonunda bakıyorsun ki cebindeki paranın alım gücü bir adım geride kalmış. o yüzden 'mevduat kazandırdı mı' sorusundan ziyade 'alım gücünü korudu mu' sorusunu sormayı öğrendim.

    bir kısmını mevduatta tutmak tabii ki yanlışa düşmemek için doğal bir sigorta, aniden harcama çıkınca bir şey bozma zorunluluğu kalkıyor. ama portföyün tamamı mevduatta olunca yıllar sonraki satın alma gücüne erimesini izlemek sinir bozuyor. dengeli bir yerde durmak en akıllısı; faiz farkından ziyade disiplinden kazanıyor insan genelde.
  6. bugün 38 faiz var, enflasyonun tüfe'si 50 civarı, yarış yıl boyu kasketörle kazakla gündeme geliyor; hangisinin gerçek diye sormak gerekiyorsa, reelde birinin eli ters çevrilmiş demektir. bizim enflasyon dediğimiz dip her zamanki gibi gerçek, ezberle aynı şey.
  7. yılın başında %50 alanla enflasyonun %65 geldiği ülkede bu yarışın kaybedeni baştan belli oluyor. matematiksel olarak birkaç yüzde puan geride kalırken moral olarak yine mevduat tercih ediliyor, garanticilik herkesi kendi tablosunda yalnız bırakıyor maalesef. yastık altı külçe gram altınla portföyünün %10'unu tutan benim gibiler için ise gerçekten bir fark yaratmadı bu sene diyemem.
  8. tüik'in açıkladığı enflasyonla markette gördüğümüz enflasyon bambaşka, o yüzden faiz yarışı kâğıt üstünde kalıyor. net mevduat getirisi bazen resmi enflasyonun bile altında kalıyor, o zaman parayı tutmak gerçekte eritmek demek. yine de bir kısmı mevduatta duruyor, çünkü her şeyi hissede tutup yüzde yirmi düşüş yemek daha kötü.

    (bkz: reel getiri)
  9. bankada paranı tutarsın, bir bakmışsın yıl sonunda reel getiri yine ekside. faiz yüzde kırk, enflasyon yüzde elli küsür; matematik affetmiyor, alım gücün eriyor. mevduat güvenli liman ama bu yarışta sadece yara bandı.
  10. bankada mevduat faizi %45 diyor, sonra tüik'in aylık enflasyonuna bakıyorsun, bir de market fişine bakıyorsun, üçü arasında uçurum var. kağıt üstünde reel getiri pozitif görünüyor ama kasaya giren para ile kasapta ödediğim para birbirine küfrediyor. yani nominal faiz cebini şişiriyor, enflasyon da o şişkinliği patır patır yiyor.

    deneyimim şu: mevduat aslında bir 'orada dursun, batsın' park yeri. ana parayı korumak için fena değil, ama oyunu kazanmak için değil. faizi her ay çekip harcarsan zaten enflasyona yeniliyorsun; üstüne ekleyip bileşik gidersen belki üç-beş adım öne geçiyorsun. hesaplarımda çıkardığım sonuç, mevduatın durduğu yeri bilen bir hızlı tren istasyonu olduğu: bir yere götürmüyor ama sırtın yere gelmiyor da. faiz-tl raporlarını okurken hep 'gerçek enflasyon hangisi' sorusunu sormak lazım yoksa kendini zengin sanan bir fakir olarak kalıyorsun.