-
bunu hepimiz en az bir kere yaşamışızdır, düşüşün ortasında ekrana bakıp dayanamayıp satmak ve iki hafta sonra fiyatın satış yaptığın seviyeyi geçtiğini izlemek. acı tarafı şu, satarken elinde bir plan yoktur, sadece kırmızı sayılar vardır; pişmanlık da o kırmızıdan değil plansızlıktan gelir.
kendi adıma öğrendiğim ders basit: satmadan önce durup 'bunu hangi veriyle sattım' diye sormak. çoğu zaman cevap 'korktum' oluyor. panik satışında maliyet ortalaması bozulur, tekrar giriş de genelde tepeden olur. portföyün kurallarını sakin kafayla yazıp o kurallara uymak, ekran başında kahramanlık yapmaktan çok daha az pişmanlık üretiyor.
-
kırmızı ekranda sat butonuna basmakla o parayı hemen geri kazanmak arasında hiçbir ilişki yok, çoğu zaman sonraki haftaya maliyetle bakakalıyorsun. bir irade kağıdı ve üç satırlık plan yazar diye panik kurdeleşi bu kadar hızlı degiştiriyor, kendi tecrübemle: bir kez panikle satıp iki gün sonra dip gelen haberine şahit olduktan sonra ger¿lere sadece sakin yazıyorum.
-
bu duyguyu bir sürü kişi yaşamıştır; derin bir düşüşte ekranın kıpkırmızı olduğu dakibalarda elin tuşa kendi kendine gidiyor. ben de bir düzeltmede "daha kötü olacak" diyerek panik satışı yaptım, ertesi hafta hisse toparlandı ve ben olduğum yerde kalakaldım. ne kâr ne zarar aynı derecede can sıkıcı olabiliyor.
sonradan psikoloji bozulmasın diye pozisyon küçültmeyi ve satacağım seviyeyi panik anında değil, daha sakin bir zamanda önceden yazmayı alışkanlık ettim. tamamen kural dizisi değil ama en azından kısa vadeli duyguyla uzun vadeli planı karıştırmıyorum. pişmanlığı en çok, sebebini satmadan önce sormadığım zamanlar üretti.
-
endeks bir günde yüzde beş düşünce ekrana yapışıp hepsini kustuğum ve hafta sonu geri dönen kağıtlara baka kaldığım zamanlar az değil. düşüşün sebebini panikle değil manşetle okuyup ertesi gün karar vermeyi kural edindim, çünkü bu pişmanlığın maliyeti gerçekten pahalı.
-
endeks kırmızıyken ekranı kapatmamak işi büyütüyor; ben bir sabah yüzde üç düşüşte üç pozisyonu satıp öğleden sonra aynı hisselerin toparlandığını izledim. satışın sebebi tez bozulması değil, sadece düşüş korkusuydu. sonrasında kural koydum: satmadan önce tezin üç maddesini yaz, bozulmamışsa dokunma. acı ama gerçek, panik satışı bana sadece komisyon ve pişmanlık getirdi.
-
küçük bir düşüşte ekran başında soyunma kabini gibi dönüp ertesi gün yükselişi izlemek insanın kendine en çok kızdığı an oluyor. ben öğrendim ki el titremesinin çözümü grafiği kapatmak değil, satmadan önce 'bunu bugün piyasa yüzünden mi ben yüzünden mi yapıyorum' diye sormak.
-
endeks yüzde 2 düşünce eldekini boşaltıp iki gün sonra yüzde 5 yukarıdan izlemek klasik. ben de kaç kere yaptım bunu, her seferinde 'bir daha asla' diyorum ama kırmızı rakamları görünce yine parmaklar kaşınıyor. panik satışı borsanın gizli vergisi gibi.
(bkz:
panik satışı)
-
kırmızı günlerde ekrana bakıp sat tuşuna basmak, sonra iki gün sonra yeşilde pişman olmak bende epey tekrarlanan bir döngüydü; çare olarak ekranı gün içi kapatmayı ve alım-satımı kurala bağlamayı denedim. hiçbir tepki satışı uzun vadede kâr getirmedi. (bkz:
sabır yatırımcılığı)
-
endeks iki günde yüzde dört düşünce dayanamayıp satmıştım, bir ay sonra bakıyorum sattığım fiyatın üstüne çıkmış; maliyete bakmadan satış tuşuna basmanın bedeli genelde sadece komisyon değil, sonrasındaki o boşluk oluyor.
-
borsanın en pahalı duygusu bu. endeks kırmızıya döndüğü gün elden çıkarılan kağıt, iki hafta sonra yüzde yirmi primli halde ekranda sırıtıyor. satarken mantıklı bir sebep vardı elbet: "daha fazla düşmesin". ama aynı sebep geri almak için de gerekiyor ve bir türlü bulunamıyor.
sonradan anladığım şey şu: panikle satılan pozisyonun yeri doldurulmuyor, çünkü zararı realize edince insan aynı fiyattan geri girmeye gurur yapıyor. yani sorun hisse değil, sat butonuna basan parmak ve sonrasındaki inat. bu yüzden artık satmadan önce ekranı kapatıp bir gün beklemeye çalışıyorum, maliyeti bazen bir günlük fırsat kaçağı oluyor ama pişmanlık faturası daha kabarık çıkıyor.