• bugün (95)
  1. önce bononun ne olduğunu, sonra faiz ile fiyat arasındaki ters ilişkiyi kavramak gerekiyor; vade uzadıkça bu salınımın nasıl büyüdüğünü görünce eurobond'un neden ayrı bir sabır işi olduğunu anlıyorsun.

    hesap açıp ilk alımı yaptıktan sonra pişmanlık genelde erken geliyor ama kupon takvimi oturunca kafa da yerine oturuyor.
  2. bu işe girerken 'faizi var işte ne olacak' diyordum, sonra vade, kupon, getiri eğrisi derken bir sürü kavram çıktı karşıma. eurobond tarafında kur etkisini hesaba katmayı unutmuşum, ilk alışımda kâğıt üstünde kâr varken cebimde farklı bir sonuç gördüm. yavaş yavaş vadeye kadar getiri mantığını oturtunca daha rahat ettim. hâlâ öğreniyorum, acele etmemek lazım.
  3. blog yazılarıyla başladım, iki hafta sonra 'kirli fiyat' ile 'temiz fiyat' farkını kavradım, üçüncü hafta da hesabıma bakıp ne düştüğünü anlamaya çalıştım. eurobond'da kur ve faiz aynı anda oynayınca eli ayağı birbirine karışıyor, aceleye gelmiyor bu iş; her yıl bir kart okuyormuş gibi yavaş ilerliyorum.
  4. bu işlere ilk girdiğimde getiri ile fiyat ilişkisini karıştırıyordum, hala da emin değilim bazı detaylarda. vade sonu getirisini hesaplarken kur etkisini hesaba katmayı unutup zarar etmiştim. eurobond'da tl mevduata göre bir cazibe var ama vergi olayını iyice öğrenmeden girmemek lazım, ciddi fark yaratıyor.
  5. bu işe bulaşmadan önce 'faiz düştü para yapıyo' diye girdim, meğer süre uzadıkça fiyat hareketi dehşet bir şeye dönüşüyormuş. on yıllık eurobond alıp da rayiç değeri bir faiz hamlesinde yüzde on beş dalgalandığında öğrendim ki burada kupon kadar vade de kritik.
  6. önce 'faiz düşerse tahvil prim yapar' cümlesinin hangi vadede geçerli olduğunu anlamak gerekiyor, çünkü kısa vadeli bonoda bu etki sınırlı kalıyor; eurobonda gelince kupon faizinin yanında kur değişimini ve vergisini de hesaba katmayınca elde kalan getiri beklentinin altında kalıyor.
  7. bu işe girince anladım ki tahvil dediğin şey aslında kupon ve vade demek. eurobond kısmı ise tam bir çile: vergisi, kur etkisi, ikincil piyasa makası derken ilk ayım dağıldım. sonra sağlam kaynak ve küçük deneme alımlarıyla öğrendim, sözlükteki rehberleri de okumak iyi geldi.

    (bkz: tahvil faiz ilişkisi)

    sonuçta hâlâ öğreniyorum, iki yıllık getirisini hesaplayan excel tablosu olmadan pozisyon açmıyorum artık. yani acele eden ya batırıyor ya da portföy bozuyor.
  8. tahvilde fiyat-faiz ilişkisini anlamak epey zamanımı aldı, süresi uzadıkça volatilitenin arttığını ancak kuyrukta yaşayınca kavradım. eurobond da döviz kuru ile yurt dışı faizin bileşkesi, kur artışı getiriyi şişirir gibi görünürken vergilendirmede işler karışıyor. yavaş yavaş öğreneyim diyorsan küçük pozlarla başla, teorik formüllere değil kendi işlem geçmişine bak.
  9. tahvil öğrenmeye başlayınca insan fark ediyor ki faiz dediğin şey sadece mevduatın anahtarı değil, fiyatı olan bir varlıkmış. eurobond tarafında da kur ve kupon getirisini aynı tabakta tartmayı öğreniyorum; ilk baktığım kuponları düşük bulmuştum, o zaman meseleyi anlamamıştım. (yalnız bunu borsaya girerken bir tür sigorta gibi düşünmenin) mental rahatlık sağladığını söyleyebilirim.
  10. faiz ile tahvil fiyatı ters çalışıyor, bunu kavradığın an işin yarısı çözülüyor. eurobond tarafında kur ve yabancı ülke riski devreye giriyor, getiriyi hesaplarken vade ve kupon farklarını unutursan elde kalan şaşırtıcı oluyor. ilk eurobondumu kura bakmadan almıştım, kur artınca 'iyi ki' demiştim, ama tersi de olabilirdi. yavaş yavaş, küçük lottolarla öğrenilecek bir alan. (bkz: kupon ödemesi)