herkesin çok net rakamlar verdiği, benim ise hiç inanmadığım bir mesele. tek başına bir tutar söylemenin anlamı yok, çünkü çıkacak aylık giderine, enflasyona ve kaç yıl gelire ihtiyacın olmadığına bağlı. aylık giderin bir yıllık diyelim; dördü kaba bir başlangıç olsun ama enflasyon o hesabı her yıl ebesinin cüzdanı. getiri beklentisini abartırsan da emekliliğe bir yıl kala portföyünü bozmak zorunda kalırsın.
benim metodu daha mütevazı: beklenen aylık gideri enflasyona endeksleyip çoklu ivonunkinden düşük bir reel getiri varsaymak. plan kâğıt üstünde tutuyor da diyelim altı ay boyunca maaşsız giderlerini karşılayabilir misin, asıl o test. kişisel deneyimim, bu işte asıl korkunun para miktarı değil, sağlık ve ani masraf olduğunu gösterdi.
bunu 'bir ev parası' diye sabitlemek içime sinmiyor, çünkü emeklilik herkesin aynı rafta durduğu hayat değil. kimi çift oturuyor, kimi bekar; biri kirada biri evinde oturuyor; sağlık masrafı ve ailesine yardım gerçeğiyle yaşayanları ayırmamak laf olsun diye konuşmak eşitliyor. kel olarak mantık şu: emekli olduğunda çıkması muhtemel aylık giderini belirle, buradan devlet emekliliği ve varsa düzenli beklenen gelirleri düş; kalan payı portföyün güvenle sürdürebileceği bir oranla karşılaştır. yani portföy pasif değil ki sadece rakam biri gelsin, her düşüşte satış frenini kurabilmeli.
ben açıkçası kendi hesaplamalarımda 4% çareli kuralı sert doğru muamelesi yapmam, hisse yoğun portföyde dalgalanmanın oluşturacağı riskin farkında olmak lazım. denek olarak kendi portföyümür: sıfır portföyle '30 tane aynı yer' hayalimden uzaktaki 'zorunlu olunca sadeleşmiş bir portföy' gitti. acı tecrübeler de şunu gösterdi ki emeklilikte ve oo arayıp istenilen fikir şu: güvenlik payı eklemeden hesabı bitirmemek lazım.