-
asıl mesele doğru hisseyi bulmak değil, portföyün kırmızı olduğu günlerde ekranı kapatıp devam edebilmek. tecrübeyle sabit, acele eden her seferinde daha pahalı maliyetle geri dönüyor.
-
herkesin dilinde 'uzun vade' var ama iş düşüşe gelince o vade bir anda kısalıveriyor. portföyü ayda bir açanla günde beş kez bakan arasındaki fark, getiriden çok sinir sisteminde ortaya çıkıyor. ben de ilk yıllarda endeksin her kırmızısında satıp sonra pişman olanlardandım, sabır gerçekten de öğrenilen bir şey.
-
sabır demek fiyat düşünce kıpırdamamak değil; tez değişmedikçe pozisyonu korumak demek, ikisini karıştırınca zararı kader gibi kabulleniyor insan. her ay portföye ekleme yapıp grafiği günlük izlemeyi bıraktığım dönemde en iyi getiriyi aldım, bunu kendi tecrübemle gördüm. tabii bilanço bozulduysa orada sabır değil inat var, onu ayırt etmek lazım. bu tarz bir disiplin oturuncaya kadar üç dört kez panikle satmışlığım var.
-
herkes 'uzun vadeli' diyor ama sözlüğe baktığında çoğu kişi iki günde bir portföyünü kontrol ediyor. sabır kolay tavsiye ama zor pratik. piyasanın zaman zaman %20-30 düştüğü dönemleri portföyü kapatmadan geçirebilmek, tarihsel ortalamaların gerçekten sana çalışmasını sağlayan tek şey.
bunun bana en pahalı gelen dersi şuydu: elimde tuttuğum bir pozisyon birkaç ay yatay kalınca bozup daha 'hareketli' olana geçmiştim, sonra döndüğüm nice dönüş de yoluna devam etti. getiriyi belirleyen şeyin işlem yapma sıklığı değil, bekleyebilme kapasitesi olduğunu ancak o zaman anladım. kısaca: sabır bedava gibidir, hesabında da en pahalı şey o çıkıyor.
-
piyasa düştüğünde hiçbir şey yapmamak kadar zor bir şey yok galiba, insan eli kumanda da bir tuşa basmak istiyor. ben de ilk senelerde her sert satışta ekrana bakıp durum değerlendirmesi yapıyordum, sonra fark ettim ki işlem yapmak bir şey yerine düşünüyormuş gibi yapmanın bir adı. sabır denen şey strateji değil ama stratejinin gerçekleşmesi için gereken kira gibi bir şey. ne kadar erken kabul edersen o kadar az işlem parası ödüyorsun
bu tarz dersleri zararla öğrendim.
-
bu işin en zor kısmı doğru hisseyi bulmak değil, aldıktan sonra portföye dokunmamayı becermek. ben de ilk yıllarda her düşüşte satıp her yükselişte ekleyerek kendi kendime zarar ettim. (bkz:
sabır en zor kazanç)
-
sabır, uzun vadecilerin en çok konuşup en az uyguladığı erdem. grafiklerde 10 yıllık getirileri tek çizgide izlerken hepimiz kahraman oluruz ama hesabında bir grafik açıp ekranı kapatmak zor iş.
kendi portföyümde iki sigorta kuruttum: düşüşte panik satışı ve çıkışta 'ne kadar kâr' hevesi. ikisi de vadeyi kısaltıyor, takım saklamayı harca gitgide maliyet topluyor. temettü ya da endeks takibi kaç maymunla icat ederse etsin, süre ve getiri eğrisinden haberdar olmak için sakin bir muhatap gerek. geçen iki yılda
-
uzun vadeli yatırımda kazandıran şey genelde doğru hisse değil, doğru hissede oturabilme kabiliyeti. portföyü kurup sonra sürekli ekrana bakmak, eninde sonunda bir yerde panikletiyor. ben de ilk yıllar her düşüşte satıp sonra yükselişi kaçıran tayfadanım, o hatanın maliyetini hâlâ hatırlıyorum.
sabır, hiçbir şey yapmamak değil aslında; düzenli gözden geçirmek ama manşetlere göre pozisyon bozmamak. temettüleri yeniden yatırmak, maliyeti takip etmek ve şirketin hikâyesi bozulmadıkça oturmak daha mantıklı. kolay değil, piyasa sürekli seni bir yere kışkırtıyor zaten.
-
sabır aslında hiçbir şey yapmamak değil, portföye her düşüşte dokunmama disiplini. ben ilk yıl her kırmızı günde satıp geri alarak sadece komisyon ve vergi ürettim, o günden beri ekranı daha seyrek açıyorum.
-
uzun vade demek sadece aldığını unutmak değil, tweet’lerdeki panik mektuplarına kapılmamak demek. ben ilk yıllarımda endeks düşüşünde ekranı kapatmayı öğreninceye kadar iki temettü portföyümü sattım, sonra ne mi oldu, o hisseler iki katına gitti.
borsa istanbul’da sabır aslında bir nakit akışı meselesi. elinde üç aylık acil fon yoksa en iyi hisseyi bile tutamıyorsun, çünkü zorunlu satış seni daima kaybettiriyor. bu tarz zorunlu satışların çoğunun nedeni kötü analiz değil, kötü bütçeydi ben açısından. (bkz:
acil durum fonu)