-
ilk aylarda 'temettü mü o da kâr mı' diye sordum, geçen sene dağıtılmayan kârı bedava zannediyordum; hesapları birbirine karıştırmadan görmesi moral bozucu. bir yıl sonunda öğrencilik bitmedi ama sanırım en büyük ders, tahtayı izlemeden verdiğim kararla yaptığım kaza oldu.
-
ilk yılın sonunda öğrendiğim en net şey, endeksin yeşil olmasının kendi portföyümün yeşil olduğu anldıbına gelmediğiydi; ilk altı ayda her düşüşte panik satışı yapıp sonra geri alarak işlem maliyetleriyle güzel bir ders aldım. şimdi olsa kademeli alım ve sabır derdim ama o zaman kolaydı tabii.
-
borsa istanbul'da ilk yılım bana tek bir şeyi net öğretti: ilk ay kazandığın para seni yatırımcı sanıyor, üçüncü ay kaybettiğin para gerçek eğitimi veriyor. kaldıraç ve temettü kavramlarını okumakla yaşamak arasında dağlar kadar fark varmış, portföyüm bunu ekstra bedelle öğretti.
-
borsa istanbul'da ilk senemde öğrendiğim en net şey, heyecanla alınan hissenin genelde heyecanla satıldığı oldu. ilk aylarda her gün ekrana bakıp yeşil-kırmızı arasında ruh hali değiştirirken, sonradan fark ettim ki portföyümü asıl yoran kararlar değil, gereksiz işlemlerdi. komisyonlar ve kısa vadeli panik satışları sessizce hesabı kemiriyor.
(bkz:
portföy çeşitlendirmesi)
-
borsaya ilk girdiğim yıl en büyük dersim şu oldu: ekrandaki yeşil kırmızı renkler aslında hiçbir şey anlatmıyor. ilk üç ay herkesin dilinde olan hisseleri alıp iki gün sonra satıyordum, komisyonlar soğuk soğuk eksiliyordu tabi. o dönem cola ve thy gibi tanıdığım şirketlerden uzak durup abuk sabuk görünen hisselere para koymak gibi bir cahillik yaptım, portföyümün yarısı pul oldu da öğrendim ki tanımadığın şirketin ne bilançosunu okursun ne de ne iş yaptığını bilirsin.
bir de şu var, insanın kendini kârlı bir ayda deha sanması kadar tehlikeli bir şey yok. ilk ay %20 kâr edince borsa bana bir hediye sunmuş gibi dadanmıştım da ertesi ay hüsranla tanıştım. yani demem o ki ilk yıl heyecanla değil, sabırla ve düşe düşe öğreniliyor bu meret. (bkz:
heyecanla almayın)
-
borsa istanbul'da ilk yılın sonunda öğrendiğim en net şey şu: ilk üç ay kazandığın parayı yetenek sanıyorsun, son dokuz ay o kazancın ne kadarlık kısmının sadece piyasa yönü olduğunu acı yoldan öğreniyorsun. ben de ilk aylarda üç hisseyle güzel bir kâr yakalayınca kendimi endeksin önünde sandım, sonra tek bir bilanço döneminde portföyün yarısını erittim. o gün öğrendiğim ders basit: pozisyon büyüklüğü, hisse seçiminden daha çok belirliyor o ilk yılın kaderini.
bir diğer mesele de haber akışı. şirket haberlerini sosyal medyadan takip ederken kendimi sürekli geç kalmış hissederken buldum; asıl verim, kendi belirlediğim birkaç hissenin temel hikâyesini takip etmekteydi. komisyon, vergi ve makas derken hesabın sessizce eridiğini de ancak yıl sonunda fark ettim. ilk yıl bana kazandırdığı en değerli şey kâr değil, kendi hatalarımın listesi oldu.
-
ilk yıl insanın kendine dair öğrendiği en büyük şey sabırsız olduğu oluyor genelde, endeks bir günde yüzde üç düşünce portföyü boşaltanların çoğu ertesi hafta aynı hisseyi daha yüksekten geri alıyor. ben de o hataya bir kere düşünce kâğıda not aldım: sindire sindire öğren, brüt takasa giren hissede macera arama.
-
ilk yıl en büyük dersim, uv deseydim değil o günün haberine göre hisse değiştirmemem gerektiğiydi: alıp sattıkça komisyon ve spread daha fazla yedi.
-
ilk yılın sonunda öğrendiğim en net şey, ekrandaki yeşilin kırmızıdan daha sık olduğunu sanmaktı. portföyü çeşitlendirdiğimi sanırken aslında aynı sektörden beş hisse almışım, endeks düşünce hepsi birden çöktü. komisyonlar ve vergi detayları hesabıma yansıyana kadar kâr sandığım rakamların yarısı buharlaştı. artık her işlemden önce maliyet tablosuna bakmadan tuşa basmıyorum, acı ama öğretici bir yıl oldu.
-
ilk yılın sonunda öğrendiğim en net şey, xu100'ün yeşil kapanışının benim portföyüm için bir şey ifade etmediğiydi. iki lot alıp iki gün sonra satarak kâr sandığım meblağın komisyon sonrası çay parası olduğunu görünce öğreniyorsun işte bu işler böyle ilerlemiyor.