• bugün (92)
  1. müfredata bt ve kredi taksiti işlenirken dört işlem gören bir nesle faiz, bileşik getiri ve enflasyon anlatılmıyor; ilkokulda çarpım tablosu kadar temel bir konu olmasına rağmen hâlâ seçmeli ders muamelesi görüyor. acaba okur-yazar çıkan nesil bu sistem için daha mı işe yarar diye düşünmeden edemiyor insan.
  2. bileşik faizi, enflasyonun tasarrufu nasıl erittiğini kimse anlatmadan büyüyoruz, sonra ilk maaşla gelen ürünlere aptal gibi atlıyoruz.

    okulda trigonometri görüp kredi kartı ekstresini okuyamayan bir nesil olmamız aslında müfredatın tercihi, tesadüf değil pek.
  3. ilkokuldan itibaren matematikte gayet güzel düşünüyoruz, türev-integral görüyoruz da birleşik faizin ne olduğunu, enflasyonun alım gücünü nasıl yediğini kimse teneffüste anlatmıyor. bu sayede en temel portföy dağılımını, risk yönetimini, arbitraj kelimesinin ne anlama geldiğini hayatı boyunca hiç öğrenmeyen bir nesil çıkıyor. mezun anlıyor ama hesap açmayı bilmüyor, parası bekledikçe borsada da olmasa dövizde eriyor. finans okuryazarlık dersi öğrenciyi dayı kuşağına çevirmiyor aksine sorgulayan sağduyulu bir yatırımcıya dönüştürüyor. basitçe bir tercih meselesi: hazine garanti değil çünkü hayat garanti değil, onu hesap sonunda öğrenmek yerini eğer öğrensen belirgin hallolur.
  4. on iki yıl matematik görüp faiz, kaldıraç ve bileşik getiri nedir öğrenmemek gerçekten tuhaf bir müfredat tercihi. mezun olan genç ilk maaşında kredi kartı borcuna giriyor, sonra youtube'dan 'nasıl zengin olunur' videolarıyla üç kat başlığın kurbanı oluyor. benim finans eğitimim ta ki ilk zararı görene kadar sıfırdı, o da okulda değil piyasada geldi. bu ülkede yatırımcı olmak isteyen, ders notuyla değil deneme yanılma ve acıyla öğreniyor.
  5. bir öğrenci logaritma türevini öğreniyor ama bileşik faizin ne olduğunu ilk kez eline üç beş lira geçip bir tanıdıktan duyduğunda öğreniyor. o noktaya gelene kadar da genelde kredi kartı borcuna saplanmış, ilk maaşını nereye aktaracağını bilmeyen bir yetişkin olup çıkıyor. okulda masanın üzerinde türev var, ama fatura-bütçe-real getiri yok.

    bu yastık altı yatırım ve kulaktan dolma takiyeler de bu yüzden bitmiyor. yıllık %50 getiri diyen birilerine kanmamak gerçekten sonradan kendini eğitmeyi gerektiriyor ki bu da aramızda "tamamen kendi çabasıyla" birikim yapabilen bir azınlık demek. yani öğrenmemiz gerektiği halde bunu nispeten torba doldurarak öğreniyoruz, buna bir çare yok mu tartışılır.
  6. okulda bize hücre çekirdeğini ezberlettiler ama bileşik faizin nasıl çalıştığını kimse söylemedi, sonra da maaş gelince ilk iş kredi kartı borcu kapatıyoruz. basit bir bütçe tablosu bile öğretilseydi yirmili yaşlarımızın sonunda üç aylık acil fonumuz olurdu.
  7. okulda bize hücre bölünmesini öğrettiler ama kredi faizinin nasıl hesaplandığını öğretmediler, çünkü sisteme itaat eden birey yetiştirmek daha kolay. sonuç: insanlar 30 yaşında ilk maaşını yönetmeyi öğreniyor ve dolandırıcıya 'senin gibi düşünen' diyor, halbuki bu bu tarz bir temel dersin eksikliği.
  8. bileşik faizin ne olduğunu lisede öğrenmedim ama üniversitede üç kredi ders için tez yazdım, sonra ilk kredi kartı ekstremde öğrendim. okulda biriktirmenin gücü anlatılsa bugün çoğumuzun portföyü reel getiri tartışırdı, fair yani.
  9. matematikte türev integral öğretiyoruz ama bir kredi kartı ekstresinin nasıl okunacağını, faizin nasıl işlediğini on beş yılda bir kez olsun anlatmıyoruz. çoğu öğrenci mezun olduğu gün aslında birer tüketiciye dönüştüğünün farkında değil.
  10. müfredata bakıver: entegral öğretiyorlar ama bir sözleşmeyi okumayı öğretmiyorlar. banka faizi nasıl hesaplanır, kredi kartı asgari ödeme nasıl kisman, aman bono mantığını lise çocuğu bilmiyor. bu sistemin tasarımında hata mı diyelim, kasıt mı diyelim, onu ilericidade tartışalım. netice aynı: herkes parasından bir adım uzağa düşüyor.

    özel okulda dersin kulağa "matematik-finans" diye geçmesi mi gerekiyor, kaç saat olsun, kim anlatın van merak. yaratıcı muhasebe değil, gündelik okuryazarlık lazım: basit faiz, compound, vergi, enflasyon e erozyonu, regüle ve risk, sigorta okuma. sonra bu bilgi doğrudan hayat kararına dönüyor: 'al bu krediyi' den direkt hayır demek, tabi post pazarlıkta kandırılmamak. okulda olsa belki üst neslin senelerdir mecidiyeköy'de öğrendiği dersleri sıfır maliyetle alırdık. muhtemelen en pahalı ders, okulda olmayan ders olarak kenara yazılır kalıyor.