• bugün (96)
  1. ekran kırmızı yanarken parmağın sat tuşuna gitmesi en pahalı reflekslerimizden biri, iki gün sonra yeşile dönünce 'neden sattım' diye kendine söylenirsin. ben bunu yaşadım ve artık telaşla alım-satım yapmadan önce on dolaşma nedenimi yazmaya çalışıyorum.
  2. kozalak portföyün yeşilden kırmızıya döndüğü ilk dakikada tuşa basanlardanım, o dönem endeks üç gün sonra toparlayınca hesaba bakmaya utandım. stop-loss seviyesi koymadan panikle satan kişi aslında piyasanın değil kendi duygusunun kurbanı oluyor, onu da acı tecrübeyle öğrendim.
  3. kırmızı günü masaya oturup zararı realize eden kişi genelde iki hafta sonra yeşil mumlara bakıp kendine söver. stop-loss ayrı, panik satışı ayrı; ben ikisini çok kez karıştırdım, artık tahtayı kapatıp tartışıyorum kendimle.
  4. korona satışında elimdeki banka hisselerini tam da dibe yakın satıp iki hafta sonra %40 yukarıdan izlemiştim, ders çıkardı ama pahalıydı. bu tarz paniklerde sat tuşuna basmadan önce telefonu bir yere bırakmak en iyisi, sabah kalktığında pişmanlık azalıyor.
  5. endeks %10 gün içi sallanınca ekrana bakıp satan ben, üç ay sonra aynı fiyata dönmüş grafiği izlerken sadece komisyonu ve kaçırdığım yükselişi hatırlıyorum.

    o günden beri portföyü kırmızı görünce klavyeden uzaklaşıyorum; kararı satış emri vermeden önce değil, aldığım gün koyduğum eşikle veriyorum.
  6. endeks yüzde 5 düşünce panikle satıp iki hafta sonra yeşil ekrana bakakalmak, borsanın en pahalı dersidir.

    (bkz: panik satışı)
  7. endeks %3 düşünce panikle satıp iki gün sonra toparlanmayı izlemek kadar klasik bir acı yok; ben de yaptım, komisyonu da cabası.
  8. hele bir bakıp grafiğe, en dip dediğimiz yerlerde bazen toplanmış olmak için bir kez olsun dayanmak yeterdi. ben dy du dolarken üçte birini satıp sonra ertesi gün yeşil kapanışı görünce sinir krizi geçirmiştim, hâlâ unutmam. elden çıkarınca hem portföy hem psikoloji aynı anda yara almıyor. kısacası düşüşte alıcı olmak zor ama pişman olmamak git gide daha çok işe yarıyor.
  9. kırmızı ekranı görünce el titreyip satmak, sonra iki gün sonra yeşile dönünce oturup izlemek kadar sinir bozucu bir şey yok; o an satış kararı mantıkla değil mideyle veriliyor. kendi adıma öğrendiğim tek şey, panik anında ekranı kapatmak satmaktan çok daha kârlı çıkıyor.
  10. panikle satıp sonra pişman olmak, yatırımcılık hayatımın en pahalı dersi oldu diyebilirim. kırmızı bir günün sonunda ekranı kapatamayıp soluğu satışta alıyorsun, iki gün sonra aynı kağıt yüzde beş yukarıda. bu tarz refleksler genelde bilgiden değil korkudan geliyor.

    asıl mesele şu: panik anında satmak, maliyet düşürmek değil maliyeti gerçekleştirmektir. ben artık satmadan önce portföyün geri kalanına ve endeksin geneline bakıyorum, tek kağıdın hikayesi mi bozuldu yoksa tüm piyasa mı düştü, bunu ayırt etmeye çalışıyorum. sonuçta zararın bir kısmı piyasadan, bir kısmı da kendi sabırsızlığımdan.

    bakınız (bkz: kayıptan sonra sakin kalmak)

    bu tarz durumlar için kendime küçük bir kural koydum: yüzde on kayıp görmeden bile satmıyorum, aynı şey borsa istanbul'daki tek kağıt için de altın için de geçerli. geçmişe dönüp baktığımda pişman olduğum satışların neredeyse tamamı o ilk ürkek günde olmuş.