-
ilk yılın sonunda öğrendiğim en net şey, endeksin yeşil olduğu günde kazandığımı sanmamın ne kadar yanıltıcı olduğuydu. portföyü çeşitlendirmeyi öğrenene kadar iki hisseyle hem sevindim hem üzüldüm, o yüzden artık her pozisyona girmeden önce kaç katı dayanabileceğimi soruyorum kendime.
-
hisse.net'te okuduklarım yüzünden burnumun dikine değil en kötü tarafından başladım. ilk aldığım ortalamanın üzerinde şeslendim derken portföy paramın koskoca gereksiz yer işgal eden kısmını deneme tahtasına dönüştürmüştüm bile. sonuç: endeksin yönü daralan bantta da doğru yu tahmin edip yine doneskoptsiyon gibi oyun kurguladım, sonraki iki haftada bunun getirisi vergi sonrası bankadaki vadesiz bakiyeden guzel gelmedi.
ozamn yapmayacağım şeyleri öğrendim: her gruptan küfür eden höcre ve bakan nebati tişörtlü tanıdıklarımızın ateşli savunusunu hissedin, net şey hep aynı sanayi kâr artış marjını anlamaya bakıyorum artık. yani galiba mıknatıslanmış borsa bir umut oyuncağı değil, sabırla çeşitlendirilince her tür işkenceye katlanılacak meseledir. ve gaar işi dövize karşı değil, bilançonun artışına giden öğrenme merakıyla tekemmül ediyor.
-
ilk yılın sonunda anladığım tek şey: endeksin yeşil olması benim portföyün yeşil olacağı anldıbına gelmiyor, iki farklı dünyada yaşıyoruz. bir de stop-loss koymayı öğrenene kadar her düşüşü 'uzun vade' diye yuttum, o da bana pahalıya patladı.
-
ilk yılın sonunda öğrendiğim en net şey, ekranın yeşil olmasının benim zekamla alakası olmadığıydı; kazancın çoğu sabır ve tesadüf karışımıydı, kaybın ise tamamen benim eserimdi.
-
ilk yılımın en büyük dersi zararı kestirip kârı uzun tutamamak oldu. kırmızıda panikleyip sattım, yeşilde çıktım dedim, sonuç klasik. bir de twitter kaynaklı hisse sayısı sandığım kadar yüksek değilmiş, kim hype yapıyorsa oradan uzak durmayı o dönem öğrenemedim. sizi bilmem ama benim en pahalı dersim sabırsızlık oldu.
-
ilk yılımda öğrendiğim en büyük ders, ekrandaki yeşilin insanı yanılttığıydı; iki hafta kâr yazan portföyümü satmayınca üçüncü ay eksiye döndüğünü görünce stop-loss denen şeyin süs olmadığını anladım.
bir de temettü veren şirketle büyüyen şirketin aynı şey olmadığını kaç bedel ödeyerek öğrendiğimi sormayın.
-
ilk yılın sonunda öğreniyorsun ki endeksin yönünü bilmek diye bir şey yok, sadece pozisyon büyüklüğünü yönetmek var. temettü tarihini kaçırınca hissenin düşmesi gibi ufak detaylar başta can sıkıyor ama zamanla alışıyorsun. en büyük hatam ilk üç ayda üç farklı hisseye aynı anda girip hepsini zararla kapatmamdı. özetle bu iş sabır ve kaybı kabul etme sanatıymış.
-
ilk yılın sonunda anladım ki endeksin yönünü tutturmak değil, portföyü ayakta tutmak daha önemliymiş; ilk üç ay aldığım her hisse kursa gidiyorum sanmışım, sonrasında zararı oturup temettü verimi ile kapatmayı öğrendim.
-
borsa istanbul'da ilk yılımda öğrendiğim en büyük şey, ekranın yeşil olmasının beni akıllı yapmadığıydı. ilk aylarda her düşüşte panikleyip her yükselişte 'ben buldum' havasına giriyordum, sonra portföyün aynasına baktım: maliyet ortalamam iki kez bozulmuş, komisyonlar hesabı kemirmiş.
aslında ilk yıl bir getiri yarışı değil, kendi davranışını tanıma dönemi. stop-loss koymayı, sepet dağıtmayı ve ekranı kapatmayı öğrendiğinde kayıplar küçülüyor; aldığın hisseyi iki cümleyle neden aldığını anlatamıyorsan zaten orada durmanın âlemi yok.
-
borsa istanbul'da ilk yılımın sonunda öğrendiğim en net şey şu oldu: ekran yeşilken herkes dahi, kırmızıyken herkes filozof. endeksin yönünü tahmin etmeye çalışan kısmım ilk aylarda epey para yaktı, sonra anladım ki portföyümü haber akışına göre değil kendi belirlediğim beş şirkete göre kurmak daha az yorucu. kaldıraçlı işlem yapan bir tanıdığım bir günde kazandığını bir günde kaybetti, o gün bugündür temkinli yaklaşıyorum. hâlâ öğreniyorum ama artık panik satışı yapmıyorum, alışkanlık kazanmak bir yıl sürdü diyebilirim.