-
uzun süre doğrudan hisse almış: şimdi de portföyün bir kısmını yatırım fonlarına ayırınca, artık her taraf tantanalı: fonda yönetim gideri kesintisi mi diyorum, doğrudan hissede bilanço okuma mı. açık söyleyeyim, geç anlatıldığı kağıdı çoğu kez kendim okuyamadım, hata yaptığımda karşıma bir muhatap da yoktu; fon tarafı en azından çeşitlendirme ve maaş disiplini sağlıyor.
fon yöneticisinin performansı da malesef şöhret sayesinde değil getirisiyle anlatılır; kıyaslama ölçütü hemen osuruk ölçütüne dönüşüversin biliyorlar. yine de dikkat: fonda da içerik karmaşası, gider kesitiri ve stopaj gibi gözden kaçan detaylar var; hangi fonda taşınma, yatırımcının kendi stratejisine göre değişen bir 'ne kadar zamanım var' sorusu. ben portföyün tabanını sabitleyip, ana sermayeyi fonlarda tutup uygun ufak pay da seçilmiş hisselerle takip etmeye çalışıyorum; aradaki fark da kalem kalem giderler.
-
bunu soran çoğu kişinin asıl derdi aslında 'ben mi yöneteyim, başkası mı' sorusu. doğrudan hisse almak işin mutfağına girmek demek; bilanço okumak, bilanço şirket haberlerini takip etmek, vakit ayırmak istiyor. vakti ve ilgisi yoksa fon mantıklı bir tercih oluyor, yönetim ücretine razı olmak kaydıyla tabii.
fon tarafında da seçim yapmak gerekiyor, her fon aynı değil, getiri geçmişi de gelecek garantisi vermiyor. benim gözlemim şu: kendi araştırmasını yapmayı seven kişi doğrudan hisseye, ben oturup şirket incelemem diyorsa fona yöneliyor. bu tarz tercihlerde iki yolu da küçük tutarlarla denemek insana gerçekçi bir fikir veriyor.
-
yıllık portföyü tarayınca yatırım fonlarının getirisinin hisse seçimimden daha istikrarlı olduğu ortada ama hisse alma hevesini tam bastıramıyorsun. ikisini birleştirip çekirdek portföyü fonlara, uydu kısmı doğrudan hisseye ayırmak sanırım en gerçekçisi.
-
bu ikilem neredeyse her yeni yatırımcının kapısını çalıyor. doğrudan hisse almak sana kontrol verir ama o kontrolün bedeli var: haberi sen takip edeceksin, bilanço okuyacaksın, düşüşte oturup kalkacaksın. fon tarafında ise profesyonel yönetim var, ama yönetim ücreti ve sana göre şeffaf olmayan kararlar da var. bir de fon sepeti bahanesiyle aslında aynı sektöre yığmak kolay işi, sonra endeksten ayrışınca "neden" diye soruyorsun.
benim gözlemim şu: vakit ve ilgi varsa doğrudan hisse öğretici, yoksa fon daha makul. acı tecrübem, fon aldım diye hiç bakmadım, meğer yönetici riski farklı almaşmış, getiri endeksin altında kalmış. bu tarz körlük yüzünden her iki tarafta da iş biraz takip ve sabır istiyor, sihirli tercih yok.
-
fon tarafı bana daha çok 'kafam rahat olsun' diyenlerin işi gibi geliyor, hisse de ise 'ben takip ederim' diyenler var; ben ikisini de denedim, hissede kazandığımı fona geri koyunca kârın eridiğini gördüm. yani mesele araç değil, stopaj ve yönetim ücreti kadar sabır meselesi.
-
yatırım fonu mu doğrudan hisse mi sorusuna benim cevabım vakit ve ilgiyle alakalı; ekranı her gün takip edecek vaktiniz yoksa fonlar gayet makul, ama seçtiğiniz fonun yönetim ücretine ve geçmiş getirisine bakmadan almayın. doğrudan hissede kontrol sizde ama hata payınız da tamamen sizin, ilk yıllarda bunu hafife almayın.
-
ikisinin de kendine göre derdi var; fon tarafında yönetim ücreti sessizce tırtıklarken hisse tarafında bilanço okumayı öğrenmeden sepet yapıyorsun. benim gözlemim, vadesi belirsiz parayı fona, gerçekten takip edeceğin parayı hisseye ayırmak insanı daha az yoruyor.
-
fon tarafı senin yerine düşünüyor, yönetim ücreti kesiyor ama en azından gece rahat uyuyorsun. hisse tarafı ise temettü gününü iple çekmekle bilanço okumak arasında gidip geliyor; bu tarz işler sabır ister.
portföyün büyük kısmını fonla kurup ufak bir kısmı doğrudan hisseye ayırmak bana daha dengeli geldi, en azından bir dönem ekran başında uyudum (bkz:
portföy çeşitlendirme).
-
ikisini de olan biri olarak dipnot düşeyim: hazine bonsu, tedbirlik birikimi. yatırım fonunda yönetim ücreti canımı sıkıyor ama seçme yükünü üstlenmediğin için her ay otomatik birikim yapmayı kolaylaştırıyor; özellikle temettülü büyüme fonunda katkıyı görürsün. doğrudan hissede ise kendi kararı, kendi hatası dedikleri tam da yeri, şirketi bilirsen temettü de senin cebine düşer.
ben geçmişte düşük ücretli fon yerine gözüm kapalı dahilenmiş, seçerken sadeca gölge payına değil buhranına da bakmak lazım dediğim seçim yanlışlarım oldu. yeni başlıyorsan fonla hacim yapmanı, belirli bir tarih ve tutar belirledikten sonra seçerken aracı bilgiyi takip etmen iyi bir yol; acele etme, vergi ve bunu sonuna kadar konuş.
-
bu ikilemi ben de aylarca yaşadım ve dürüst cevap şu: ikisi farklı işler yapıyor. fon, senin yerine analiz yapan bir ekip ve çeşitlendirme getiriyor; buna karşılık yönetim ücreti kesiliyor ve bazı fonların yüksek gider oranı uzun vadede getiriyi ciddi aşındırıyor. doğrudan hissede ise temettü, bedelsiz ve şirket bilancosunu kendin takip ediyorsun; portföy tek bir sektöre kaymışsa o risk tamamen senin omzunda oluyor.
pratik yaklaşımım şöyle oldu: çekirdek portföyü endeks fonunda tutup geri kalanına, gerçekten tanıdığım sektörlerde bireysel hisseyle giriyorum.
bu tarz bir bölüşüm göze tek başına yatırım gibi duruyor ama zamanla hem öğretiyor hem de tek hisse hüsranını sınırlıyor. acı tecrübeyle öğrendim ki tek şirkete portföyün yarısını koyduğumda bilanço açıklamasını gece yarısı izleyen birine dönüşüyorum; o noktada sorun yatırım değil, uyku ve denge oluyor.