-
zam oranı açıklandığı anda herkes seviniyor ama markete gidince o farkın üç haftada eridiğini görüyorsunuz. sepete giren ürün sayısı sabit kalıyorsa zam alım gücünü koruyor demektir, ben artık böyle ölçüyorum.
-
asgari ücrete zam gelince maaşlar artıyor ama market fiyatları da aynı hızla gidiyor. zam oranı açıklandığı gün marketler etiket değiştiriyor sanki. sonuçta cebine giren para artıyor ama alabildiğin ürün sayısı ya aynı kalıyor ya azalıyor.
(bkz:
alım gücü)
-
zam geldiği ay maaş hesabına yattı, market rafında fiyatlar zaten iki hafta önce bant değiştirmişti. sürekli söylenen 'reel olarak eriyor' kısmı boşuna değil; enflasyon sepetinde gıda ve konutun payı yükseldikçe nominal artış kâğıt üstünde kalıyor. gözlemim şu ki zam, artış oranı enflasyonun altındaysa alım gücü nominalde artarken reel bazda yerinde sayıyor.
-
zam geldi şükür demek var, bir de mark3ete girip sepete bakınca 'bu ne bakkal' demek var. rakam olarak artıyoruz fakat gram altın ve dolar olarak karşılaştırınca çoğu yıl olduğumuz yere inmiş oluyoruz. asgari ücretli kardeşim farkı markette gazli alırken daha net anlıyor. gerçek getiri ise bankadaki enflasyon verisiyle sınırlı kalmıyor elbette.
yani cebe giren artıyor muing, ödenenle alınan arasındaki makas pek oynamıyor.
-
zak geliyor ama market fiyat etiketleri sanki önceden haberdar oluyor, maaş günü bayram gibi geliyor bir hafta sonra yine aynı yerdeyiz.
-
bu başlığı her zam döneminde okuyunca insanın aklına tek şey geliyor: zam cebe girmeden erimesi. asgari ücrete yapılan artış genelde çift haneli görünüyor ama aynı ay marketteki fiyat etiketleri de çift haneli güncelleniyor, hatta bazı kalemlerde daha hızlı.
kendi tecrübem şu yönde: zamma kadar dikkatli harcayıp zammı bekleyenler, zammı alınca birkaç ay rahatlıyor, sonra aynı noktaya dönüyor. yani kalıcı bir alım gücü artışı olmuyor, geçici bir nefes alanı oluyor. bunu görmezden gelip sadece zam oranını kutlamak ya da sadece zam oranına kızmak, ikisi de eksik bir bakış.
-
her zam döneminde aynı senaryo tekrarlanıyor: rakam büyüyor ama markette hissedilen artış çok daha az oluyor. asgari ücrete gelen artış, bir sonraki enflasyon dalgasını besleyen girdilerden biri haline geliyor; sonuçta kağıt üstünde yükselen gelir, raf fiyatlarına yetişemiyor.
(bkz:
alım gücü)
yani mesele nominal ücretin ne kadar arttığı değil, o ücretle sepete nelerin girdiği. kendi bütçemde net bir şekilde görüyorum, zam oranı ne olursa olsun alım gücü hissi genelde geriye gidiyor. bunu konuşmak yerine sadece zam oranı tartışmak, tartışmayı baştan kaybetmek gibi geliyor bana.
-
zam gelir gelmez market fiyatları etiket değiştiriyor, iki ay sonra bakıyorsun ki o artış buharlaşmış; yıllardır gözlemim şu, alım gücü ancak enflasyonun altında ezilirken kayda değer bir iyileşme göremiyoruz.
-
herkes zammı konuşuyor da market fiyatları zimmetli gibi takip ediyor, geçen sene aldığım sepetin aynısı bu ay yüzde kırk fazla tuttu. yani cebimizdeki rakam artıyor ama marketin tabelasında eriyor gibime geliyor.
-
zam geldiğinde hesaba bakınca herkes bir an seviniyor ama asıl hikâye sonrasında yazılıyor. mesele sadece kaç lira arttığı değil, o artışın ne kadarı fiyatlara yansıyacak ve ne kadarı gerçekten cebinde kalacak. deneyimim şu yönde: zam açıklanınca hem gıdada, hem kiradan tut ulaşımına kadar temel kalemlerde bir miktar yukarı yönlü bir hareket görülüyor, bu da artışın reel etkisini törpülüyor.
rakamlarla bakınca bile olay netleşiyor; zam yüzde kırk gelse ama gıda enflasyonu aynı dönemde onun üstünde koşsa, cebindeki para artmış gibi gözükse de alım gücü olduğu yerde sayıyor, bazen geriliyor. kötü taraf, bu etki herkeste aynı olmuyor; kirada oturanla kendi evi olanın cebinde kalan fark tamamen ayrı oluyor. bence zam oranına bakmaktan çok, üç aylık gerçek harcama sepetini kendi hayatın üzerinden ölçmek, gerçek alım gücünü en iyi anlatan yöntem.