-
kırmızı mumu görünce elin titreyip sat tuşuna basmak kadar klasik bir yatırımcı hatası yok. ben de endekste bir düzeltmede panikle çıkmıştım, iki hafta sonra hisseler toparlanırken ekranı izlemekle kaldım. o gün öğrendim ki panik kararı hep en kötü zamanda geliyor. borsada psikoloji bazen analizden daha belirleyici oluyor.
-
bir düşüşte panikle satıp iki hafta sonra grafiği tombul tombul izlemek klasik bir sınav, ben de o sınavdan zar zor geçtim.
alımı önceden planladıysan satış kriterini de önceden yaz, yoksa ekrana bakıp ruh halinle işlem yapıyorsun.
-
en pahalı dersler burada çıkıyor: kırmızı ekranı görünce tuşa basmak, sonra toparlanışı izlemek. ben de bir düzeltmede kârı realize etmek için acele ettim, iki hafta sonra kağıt yüzde yirmi yukarıdaydı. işin kötüsü çoğu zaman paniği yaratan şey başlı başına endeksin hareketi değil, kaldıraç ve elde tutulan senetlerin hikâyesine olan güvensizlik oluyor; o yüzden alım öncesi tez yazmak, satış anını da disipline sokuyor.
-
bunu kendim de yaşadım, sözlüğün yarısı yaşamıştır. bir kağıt düşer, iki gün üst üste kırmızı görürsün, 'neredeyse dibi gördü' diye panikle satarsın; ertesi hafta bir bakmışsın toparlamış, keşke satmasaydım. pişmanlık hissi zarardan bile kötüdür çünkü zararı hesaplarsın ama kaçırdığın fırsatın haddi hesabı olmaz.
öğrendiğim ders: satmadan önce 'neden aldım' sorusuna cevap veriyorum. hikaye bitti mi, temel kötüleşti mi? yoksa sadece fiyat mı sarsıldı, bu ikisi çok farklı şeyler. yoksa hop oturup hop kalkan biri bir süre sonra işlem maliyetinden de kaybediyor.
-
portföy kırmızıya dönmüş, sabaha kadar grafiği yenilemiş olduğunuzu hatırlıyorum. sabah alım satım tuşuna ilk basan 'ben' olmayayım diyordum, olmadı. zararı realize ettiğim hisse ilk saatlerde aşağı, öğlen yeşile döndü, akşam tavana yürüdü. o gün sonrası için çizilen 'kararı' değil, o gün verilen kararı yazıyorum bir deftere.
bir düşüşü 'fırsat' sananla 'gösterge bozuldu' diye birbirine karıştırmak pahalı bir acemilik. rules koymak, zarar ettiren hisseye 'düşerse ekleyeceğim' değil de 'tez geçerli mi?' diye sormak lazım. adım adım.
-
endeks bir günde %4 düşünce eldeki turizm hisselerinin tamdıbını zararına verdim. iki hafta sonra hisse toparlanıp yeni zirve yapınca kendime kızmayı bıraktım çünkü artık yatırımcı psikolojisinin ders kitabı oldum. o günden sonra alırken sebeplerimi, satarken de rakamları yazıyorum; panik anında değil plan bozulunca çıkıyorum. maliyeti sadece para değil, tecrübe de oluyor.
-
kendi adıma konuşayım, kırmızı ekranda kalp atışımın hızlanmadığını söyleyen yalanıyor, ama panik satışının faturasını bir gün sonra toparlanan tahtalarda görünce insan kendine kızıyor.
ders olarak şunu çıkardım: alım kararını acele vermeden önce ortalama maliyet ne, hedefim ne diye tam yazmıyorsan düşüşte de satışta da kararsız kalman kaçınılmaz oluyor. telaşla tuşa basan cebi değil, önce psikolojisini düzeltmeli.
-
kriz gününde hepsini satıp bir hafta sonra yükselişi izlemek klasik. ben de yaptım, bardağın dibini görmeden içmek gibi bir şey, acı çekiyorsun. ph şimdilerde panik manifestosu diyerek ekrandan uzaklaşıyorum, mobille takip etmek irade sınırını zorluyor. aslında satış değil, paniğin kendisi problemli; stop koymak sıkışınca satmaktan iyi.
-
endeks yüzde üç düşünce hemen kırmızıya bakıp satıyorsun, iki hafta sonra aynı hisse yüzde yirmi yukarıda oluyor ve sen o zaman 'neden sattım' diye duvara bakıyorsun. ben bunu üç kez yaşadım, artık satmadan önce on dakika telefonu bırakıyorum.
-
bunu yaşamayan yatırımcı yoktur herhalde. endeks bir haftada %8 düşerken ekranı açıp kırmızıları görmek dayanılmaz oluyor, bir noktada 'daha fazla kaybetmeyeyim' diyip satıyorsun. sonra iki hafta sonra piyasa toparlanıyor ve sen o günkü kararı hatırladıkça sinirleniyorsun. ben bu döngüyü birkaç kez yaşadım ve her seferinde maliyeti al/sat komisyonundan çok daha ağır oldu.
asıl sorun piyasanın düşmesi değil, senin pozisyonunun büyüklüğü ve senin ona ne kadar tahammülün olduğunu önceden hesaplamamış olman. kaldıraçla tek hissede nergis gibi durursan her rüzgarda sallanıyorsun doğal olarak. artık karar verirken 'yüzde kaç düşerse hangi varlığımı satarım' diye önceden yazıyorum, panik anı geldiğinde o plan bana yol gösteriyor. mükemmel değil ama o anlık parmak kaymasından daha iyi.