-
altının portföydeki oranı sorusuna tek bir doğru cevap yok ama ben kendi hesabımda onu sigorta gibi görüyorum; yani getiri motoru değil, kötü günde elimin altında duran bir tampon. bir dönem portföyün neredeyse yarısını altında tutup hisse tarafındaki fırsatları kaçırdım, sonra çok kısıp bu kez de düşüş günlerinde elimde hiçbir şey yokmuş hissine kapıldım. dengeli dediğim yer, toplam varlığın kabaca beşte biri civarı oldu benim için.
önemli olan oranı ezberlemek değil, o altını neden tuttuğunu bilmek. enflasyon yükselirken mi, jeopolitik risk artınca mı, yoksa tamamen alışkanlıktan mı orada duruyor; buna karar verince oran da kendiliğinden oturuyor.
-
portföyün yüzde on-onbeşi altında olunca insan kendini hedge etmiş sanıyor, gerisi malum ons ve kur ikilemi. bu tarz dengeyi tutturamayınca gramla oynayıp duruyordum, sonunda fark ettim ki asıl risk altında değil, altını sürekli alıp satmakta.
-
portföyün yüzde onu kadar altın taşımak bana hep makul geldi, ne tamamen nakitte kalmak ne de tüm parayı tek varlığa gömmek. ama oran işin kolay kısmı, asıl mesele o altını ne zaman aldığında; zirveden alınca yüzde on bile moral bozuyor.
rüzgar nereden eserse essin o kısım sigorta görevi görüyor, endeks toparlanırken de kenarda hakaret gibi duruyor. dengeyi tutmak zor, biliyorum.
-
portföyün yüzde onu altında bende, ne eksik ne fazla. çok altın alıp da bir dönem fırsat kaçırdığımı bilirim, az tutup da ons yükselirken izlediğim de oldu.
-
genelde portföyün yüzde 5-10'u kadar altın makul görülüyor, ben de o civarda tutuyorum. ama herkesin risk iştahı farklı, oranı kendi uyku kalitesine göre ayarlamak lazım. bu tarz bir denge kurmak, tek bir varlığa yüklenmekten daha akıllıca.
-
kesin bir sihirli oran yok, ama yıllardır denediğim senaryolarda yüzde 10-20 bandı hem sinirleri hem de getiriyi koruyor gibi duruyor. portföyün tamamı hisse olunca sert düşüşte uyuyamıyorsun, tamamı altın olunca da boğa piyasasında izlemekle kalıyorsun.
bende oturmuş hali kabaca yüzde 15 altın, gerisi hisse ve biraz da mevduat. rekor seviyelerden alım yapmadım, düştükçe ekledim; bu da portföyü ne zaman baksam "neden bu kadar altın var" dedirtmiyor. (bkz:
portföy çeşitlendirmesi)
-
portföyün yüzde on-onbeşi civarını altında tutanlardanım, ne zaman yüzde yirmiye çıkarsam birkaç ay sonra pişman oluyorum çünkü altın genelde kriz sigortası olarak çalışıyor ama uzun vadede hisse kadar getirmiyor. geçen sene gramı yüksekten alıp üstüne bir de kuyumcu makası yiyince öğrendim ki oran değil maliyet bilinci önemli.
-
portföyün yüzde 10-15'i altında tutmak çoğu kişisel yatırımcı için psikolojik sigorta gibi çalışıyor, ama ons fiyatı dolarda yükselirken tl bazlı getirinin kur farkıyla şiştiğini görüp fazla güvenmek de var. bu tarz değişkenlerde oranı sabit tutmak, ralli kovalamaktan daha az baş ağrıtıyor. (bkz:
ons altın)
-
altının portföydeki işi büyümek değil, şok anında sigorta oluyor. bu yüzden herkesin oranı farklı; trend kısmı mevduatsız tl mevduat olsa da temel mantık şu: jeopolitik risk, kur atlaması, borsa dalganırken portföyün yüzde 10-20 bandında altının olması drawdown'ı yumuşatıyor. geri kalan dönemlik artışlara bakıp moral bozucu ama işlevsel olan da bu.
çeyreklik check-in yaparken oranı %5 üstüne çıkardıysan sınırını yeniden düşünmen gerekiyor. tümden satıp nakde girmek gibi ya da tümunu altına bağlama lüksünde değilim, altının gramı da yok bir madde arkası olmadığı zaten belli. oran dozu gibi: az fazlalığa zarar, çok daha ciddi hasara yol açıyor değil.
-
portföyün yüzde onu kadar altın taşımak klasik bir sigorta yöntemi, ama bunu mekanik şekilde uygulamak da insanı gerçek getiriden edebiliyor. 2020 sonrası altının enflasyona karşı koştuğu dönemlerde yüzde yirmiyi görenler oldu, sonra faizler yükselince altın yatayda süründü. benim gözlemim, oranı sabit tutup yılda bir dengelemek panik alım-satımdan iyi sonuç veriyor
dengeleme satışı zor karar. yine de tüm birikimi sarı metale gömmek, portföyü tek bir makro senaryoya mahkum etmek demek.